CHP’ye yaklaşan Milli Görüş geleneği milli kalabilir mi?
Muhalefetin Suriye ve terörle mücadele politikaları tartışılırken, Saadet Partisi'nin CHP eksenindeki tutumu "Milli Görüş" kimliğini sorgulatıyor.
AHMET TAŞ / SİYASETİN SESİ
ANKARA, TÜRKİYE — Muhalefetin Suriye'deki terörle mücadeleye yönelik eleştirileri sürerken, Saadet Partisi'nin CHP ile paralel politikalar izlemesi "Milli Görüş" geleneğinin stratejik bağımsızlığını ve milli güvenlik duruşunu tartışmaya açtı. Türkiye’nin sınır güvenliğini koruma ve bölgesel terör tehditlerini bertaraf etme çabaları karşısında, muhalefet partilerinin emperyalist stratejilerle uyumlu bir dil kullandığı iddiaları siyasetin gündemine oturdu.
Türkiye'nin çevresinde yaşanan gelişmeleri doğru okuyabilme noktasında ciddi zafiyetler gösteren muhalefet blokunun, emperyalizmin oyunlarına karşı net bir duruş sergilemek yerine "görevli muhalefet" misyonu üstlendiği savunuluyor. Özellikle Suriye hattında ABD ve İsrail’in PKK/YPG unsurlarına sağladığı silah ve lojistik destek karşısında, yerli bir duruş yerine bölücü terör örgütlerini perdeleyen söylemlerin öne çıkması kamuoyunda tepkiyle karşılanıyor.
Emperyalist oyunlar ve muhalefetin zafiyeti
Komşu ülke Suriye’de emperyalizmin iki kolu olarak tanımlanan ABD ve İsrail, terör örgütü PKK/YPG’ye yıllarca her türlü desteği sağlamıştır. ABD bölgeye hâkim olma hedefiyle hareket ederken, İsrail ise Irak-Suriye hattında kurmaya çalıştığı "Davut Koridoru" ile kendi güvenlik alanını genişletmeyi amaçlamaktadır. Türkiye’nin bu oyunu bozmak için yürüttüğü mücadeleye karşı, içerideki muhalefetin sergilediği tutum ise "açık bir emperyalizm kuklalığı" olarak nitelendirilmektedir.
2018 yılındaki Zeytin Dalı Harekâtı sırasında Afrin’in terörden temizlenmesine karşı çıkan "6+1 masa" bileşenlerinin, bugün de benzer bir tutum takındığı görülmektedir. CHP ve DEM Partisi'nin tavizsiz çizgisine, Saadet Partisi'nin gençlik teşkilatları aracılığıyla dahil olması dikkat çekicidir. Suriye devletinin YPG/SDG unsurlarını temizleyerek ilerlediği bir dönemde, muhalefetin terörle mücadeleyi engellemek için yeniden harekete geçtiği iddia edilmektedir.
AGD bildirisi ve YPG sessizliği
Saadet Partisi'nin gençlik yapılanması olan Anadolu Gençlik Derneği (AGD) tarafından yayımlanan "Suriye / Rojava’daki İnsani Krize Dair Basın Açıklaması", tartışmaların fitilini ateşleyen en somut belgelerden biri olmuştur. Bu metinde, terör örgütü YPG/SDG’ye tek bir atıf dahi yapılmaması ve örgütün sivillere yönelik vahşetlerine değinilmemesi "bilinçli bir perdeleme" olarak değerlendirilmektedir.
Metnin genelinde, yaşanan insani krizin sorumlusu olarak terör örgütleri değil, Suriye devleti gösterilmeye çalışılmıştır. Bu durumun, CHP ile girilen milletvekili kontenjanı pazarlıklarının bir sonucu olup olmadığı siyaset kulislerinde konuşulan en önemli iddialar arasındadır. Saadet Partisi'nin, CHP eksenine kaydıkça kendi tarihi dokusundan ve milli güvenlik hassasiyetlerinden uzaklaştığı savunulmaktadır.
Mahmut Arıkan’ın eylem meşrulaştırma çabası
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan'ın son açıklamaları da bu eksen kaymasının bir kanıtı olarak gösterilmektedir. Arıkan'ın, terör örgütü YPG’ye destek amacıyla başlatılan eylemleri "insanların en doğal hakkı" olarak tanımlaması ve "Saç örme eylemine saygıyla yaklaşmak gerekir" sözleri, Milli Görüş tabanında şaşkınlık yaratmıştır.
Suriye'de cami hoparlörlerinden bölücü marşların çalındığı, İslam ile alay eden yayınların dağıtıldığı ve ezanla dalga geçilen görüntülerin paylaşıldığı bir ortamda, bir "İslamcı" partinin bu yapıları perdelemesi sorgulanmaktadır. Saadet Partisi yönetiminin, "Bir tek sivile zarar vermeden terörün kökünü kazıyın" demek yerine, İsrail’in "Davut Koridoru" hedefine hizmet eden unsurlara meşruiyet sağlama çabası içerisine girdiği öne sürülmektedir.
Geçmişten bugüne sakat düşünceler
Bu tutumun tohumlarının eski Genel Başkan Temel Karamollaoğlu döneminde atıldığı hatırlatılmaktadır. Karamollaoğlu'nun Afrin operasyonunu sorgulayan ve "Neden Kürdistan diye bir bölge olmasın?" gibi sorular soran açıklamaları, partinin "Milli" kimliğinin altının boşaltıldığı iddialarını güçlendirmiştir. Milli Görüş, sadece adıyla mı millidir, yoksa teröre karşı tutarlı bir söylem birlikteliğine sahip midir sorusu bugün daha yüksek sesle sorulmaktadır.
Sonuç olarak, CHP ile kurulan yakın ittifak ilişkisinin Saadet Partisi üzerinde kalıcı bir deformasyon yarattığı belirtilmektedir. Siyasi kazanımlar uğruna milli güvenlik stratejilerinin ve dini hassasiyetlerin göz ardı edilmesinin, Milli Görüş geleneğini köklerinden kopardığı uyarısı yapılmaktadır. Teröristleri perdeleme görevinin "Milli" sıfatını taşıyan bir yapıya yakışmadığı vurgulanırken, "CHP'ye bulaşanın iflah olmadığı" tezi yinelenmektedir.
Kaynak: Yıldıray Çiçek / Türkgün













